Bu ülkede ezelden beri ideolojik fikirler ve yönetim anlayışındaki uyuşmazlıklar hakkındaki tartışmalar bir kapının aralığından sızan ışık misali altı doldurulması gereken bir olgu misali cereyan eder. Türkiye siyasetinde yerleşmiş ifadelerden biri vardır ki o da; çalıyor ama çalışıyor. 1980'ler de bu benim memurum işini bilir anlayışıyla tanışıklığımız vardı, şimdiyse çalıyor ve çalışıyor. Toplumda asıl kırılma belki de burada. Yolsuzluğun ülke içerisinde varlığından daha çok, onun hayatın olağan akışı içerisinde açıklanabilir, tolere edilebilir, hatta başka bir başarıyla dengelenebilir hâle gelmesinde.
Son haftalarda gündemi sarsıp skandal gelişmeler ile ayyuka çıkan, 500 bin tekil insan ve aileleriyle birlikte 2-3 milyon insanı direkt etkileyen fon vurgunu vakası. Rakam 20 milyar dolar gibi absürd büyüklükte. 20 Milyar dolar, Türkiye’nin yıllık GSYİH’sinin yaklaşık %1,25’i. Bütün bu tantana %1,25 için mi denilebilir. Fakat durumun izahı bütün ülkeyi sarıp sarmalayacak kar topu etkisi. Fonlardaki paranın %40’ı direkt para piyasası fonu(bilmeyenler için mevduat faizi gibi düşük riskli). Burada parası kitlenmiş bir kişi, kitlenen parası ile reel hayatındaki x kişiye borcunu ödeyemez, bu kişiden borç bekleyen de y kişisine borcunu ödeyemez. Ekonomik odaklar TL’ye güvenilmesini telkin etmeye çalışırken yaşanan bu sıkıntılı süreç devlet ve kurumlara olan güveni sarsabileceği gibi topluca temerrüt(borç ödeyememe) riski oluşturuyor. Fon vurgunu bankada bir lirası olmayan birisi için dahi hayatı olumsuz etkileyecek bir sorun.
Fon vurgunu olayı, dünya genelinde hisse senedi piyasaları ve şirket performanslarını takip eden küresel endeks ve finansal araştırma sağlayıcısı MSCI’ın Borsa İstanbul’da manipülasyon yapıldığını aktarmasıyla gündeme geldi. MSCI’ın uyarısı doğrultusunda gerekli düzenlemeler yapılmaz ise Türkiye’yi gelişmekte olan piyasalardan alıp, sınır piyasalar denilen(bahreyn, kenya, fas vb) pazara göndereceğini söyledi. Bu dış sermayenin Türkiye’ye akmasını etkileyecek ciddi bir göstergeydi.
MSCI uyarısı haziran 2026 tarihlerine denk geliyor. Hazine ve Maliye bakanı, bu uyarıdan 10 ay önce,“Özellikle bazı fonlar üzerinden bu manipülasyonların da yapıldığını biliyoruz” çıkışını yapmıştı. Esasen bu vurgun, yurt dışı örneklerinden olan olan Madoff’un ponzi düzeni en az 1990’ların başından Aralık 2008’e kadar fark edilmeden hayatına devam edebilmişti. Madoff’dan ayrıldığımız nokta ise, Madoff tezgahı çok gizli şekilde sürdürebiliyordu. Borsa İstanbul ve Yatırım fonlarındaki düzenek ise, elinde abaküsü olan birinin fark edebileceği kadar sıradan toplama çıkarma işlemi kadar basit piyasa dolandırıcılığından ibaret. Bir masa iki sandalyeden ibaret iki yıldır zarar eden şirketlerin ülkenin güzide şirketlerinden çok daha büyük astronomik fiyatlara gitmesi gibi. Hazine ve Maliye bakanı örneği tek değil, sektör içerisinde aklı başında her hangi birisi fon manipülasyonunu fark edebiliyordu. Öngörülemez bir krizden ziyade Türkiye’nin finansal kırmızı pazartesi vakası.
Türkiye 2008 finans krizinden sonra dünyaya saçılan sıcak paradan nasibini aldı. 2014-2015 yılına değin ülkede işlerin iyiymiş gözükmesinin sebebi de buydu. Ticaret açıklarımız dışarıdan para geldikçe sıkıntı yaratmıyordu. Burada idrak edemediğimiz şey içsel büyümenin ürünü olmayan bir paraydı bu. Emanet para bir gün cebinden geriye sahibine çıkar. Bu para aslında bir şans da ifade ediyordu. Güney Kore gibi ülkeler bu sıcak parayı katma değerli üretime sermaye oluşturmaya harcayıp ekonomik sıçrama yaşadı. Biz ise her zamanki gibi günü kurtarma telaşından öteye gidemedik.
İşler sarpasardığında kucağımızda enflasyon canavarını bulmak bizleri şaşırtmaması gerekir. 1991 yılında Süleyman Demirel’in dediği gibi enflasyon, milletleri içinden bozan bir olaydır. Enflasyon sadece pahalılık olayı da değildir,ahlakı da bozar. Fiyatların kısa sürede yükseliş ivmesi göstermesi, bir malın fiyatını belirleyen satıcıyı zorladığı gibi, toplumdaki her hangi sıradan bir kişinin de yaptığım işin hakkı nedir sorgulamasıyla karşı karşıya getirir. Günü kurtarmak geniş düşünüp karar almaktan daha çok hata yaptırır. Arjantin’de hiperenflasyonda insanlar kazandığı her kuruşu yarına bırakmadan harcamak istiyor. Bu hızlı tüketim anlayışı da ihtiyacımız olan-olmayan her ürüne yönelmemizi sağlar. Uzun vadeli düşünmek yerine kısa vadede serveti korumak; üretmek yerine getiri kovalamak; “normal kazanç” yerine fırsat aramak; fiyatların sürekli değiştiği ortamda referans duygusunu kaybetmek...
2017 yılı Amerikan modeli olarak tanıtılan ve 2018 de referandum ile yürürlülüğe giren Cumhurbaşkanlığı hükümet modeli, uzun iktidarın yozlaşma üretmesi gibi basit denklemden daha fazlasıydı. Bu tarih denge-denetleme yapımızın büyük ölçüde vasfını yitirdiği bir düzeni getirdi. Yargı/medya/bürokrasi üzerinde kontrolü artırması ve patronaj ağlarını kalıcılaştırması yozlaşma riskini büyüttü. Viktor Orbán Macaristan’da 2010’dan beri başbakan. Orbán yönetimindeki Macaristan’da Avrupa Parlamentosu yıllar içinde yargı bağımsızlığı, seçim sistemi, medya çoğulculuğu, çıkar çatışmaları ve yolsuzluk konusunda ciddi gerilemeler tespit etmesi tesadüf değil. Kurumlara kadro yerleşmesi otomatik olarak denetleyiciyi aradan çıkartıyor. Kurumda seni denetlecek kişi, yine senin açtığın yol ile oraya gelmişken, kimse de kalkıp ayranım ekşi demez.
Venezuela’da Chávez/Maduro: Hugo Chávez 1999–2013 arasında iktidardaydı; bu dönemde yürütmede ciddi güç yoğunlaşması, Yüksek Mahkeme üzerinde siyasi kontrolün artması ve bağımsız denetim mekanizmalarının aşınmasını belgeledi. Maduro döneminde de aynı güç yoğunlaşmasının daha da derinleşti. Yozlaşma yalnız para çalmak değildir. Denetleyenin denetlenen tarafından ele geçirilmesi de yozlaşmanın altyapısını da oluşturur.
Fon vurgununda ayak izleri takip edildiğinde kadrolaşmanın getirdiği iktidar bağlantıları dikkat çekiyor. Bağlantıların liyakatin önüne geçmesi, karar alma hızının artmasıyla denetimin azalması arasındaki dengeyi saptırır. Başlangıçta istisnai olan yozlaşmış davranışlar, yandaş kayırmacılığının pelerini altında gölgelendikçe, sistemiş işleyiş biçimi gibi algılanır. Eğer insanlar dürüst olanın kaybettiği bir düzen görürse, “doğru olan ne“ yerine ”yakalanmadan ne yapılabilir“ veya ”ben yapmazsam başkası yapacak“ mantığı öne çıkar.
İmamoğlu yolsuzluk soruşturmasında bunlar çalıp çırpıyor diyerek hükümet tabanındaki seçmeni avlamaya yönelik ofansif girişleriyle ahlaklı duruş sergileyen dönemin sosyal hizmetler bakanı, şimdinin sosyal politikalar başkanı Fatma Betül Sayan Kaya’nın fon vurgununda 4 ayda 60 milyon lirasını(milletvekili maaşıyla nasıl biriktirdiyse artık) 1,5 milyar tl olarak çekip sıvışıyor. Bulunduğun mevki sosyo-ekonomik dengesizlikler üzerine iyileştirme yapmak iken, kimi nereden nasıl söğüşlerim şeklinde ilerlemesi de trajikomik.
Bankalar birisine borç verirken “bu kişi borcunu ödeyebilir mi?” şeklinde fikir yürüterek karara varması beklenir. Bundan 20 yıl önce ülke olarak borç aradığımızda IMF(uluslararası para fonu)’in kapısını çalardık. IMF’de tıpkı bir bankanın borç vermesi gibi, geri ödeyebilme esaslarını gözden geçirdiğinde ülkenin ekonomik politikalarında kusurlu gördüğü noktalara değinip mevzuatta iyileştirme beklerdi. Borç veren birisi için borcun geri dönüşü üzerine haklı bir noktaları da olabilir. Türkiye IMF’den borç alamazdı. İktidarın, iktidar tabanındakikilerine seçim sloganı olarak kullanılmaya varan etkisi büyük itibari mesele olarak görülürdü. IMF’den borç almayarak itibarımızı tekrar tesis ettik. Para lazım olduğunda ne yapacaktık? biz de halkın parasını çalmaya başladık. Geri ödemesi de yoktu. İtibarımızda yerli yerinde duruyor!
Yozlaşmış düzenlerin ironisi belki de burada başlar. Kurumların yerini kişisel bağlılık, liyakatin yerini sadakat, hukukun yerini karşılıklı çıkar almaya başladığında sistem dışarıdan göründüğü kadar güçlü değildir. Çıkarın üzerine kurulan sadakat, çıkar dengesi değiştiği anda ihanete dönüşmeye en müsait sadakattir.
Maduro’nun küresellere karşı gücünü kaybetmemek için çırpındığı son aşamalarda Maduro’cu olduk ülkecek. Maduro kardeşimdir, dik dur. Slogan öylesine devrimci bir ruh veriyor ki gaza geliyorsun değil mi? Maduro nokta atışı bir operasyonla yakalandığında operasyonun başarısını mümkün kılan unsurlardan biri, yakın çevresindeki bir CIA kaynağının onun konumunu bildirmesiydi.
Bugün de kızım dediği Fatma Betül’ün ihaneti. Turpun büyüğü de henüz heybede.
